‘hasret’ Yazı Arşivi
Gülüme Hasret

| Hasretim yine kokuna Hasretim gözlerine Hasretim ruhuna Efkarlıyım yine bu ara Hasretim huzura gülüm Bekliyorum bir çift sözünü Gözlerine hasretim gülüm,sözlerine hasretim Bakışına muhtacım, bakışlarında erimeye Hayranım sana gülüm,kurbanım yoluna Ben hayata ve gerçeğe muhtacım Tövbeye muhtacım dönülmeyen tövbeye
|
|
Yazar: Bülent Uzun |
| (c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. |
Sevgiye Hasret
Küçük kız ,annesiyle yürürken birden durdu. Yağmur damlacıklarıyla ıslanan gözlüğünü çıkartarak baktığı şey, babasıyla birlikte bisiklette giden bir başka kız çocuğuydu. Bisikletin arka tarafındaki minder üzerine oturan kız, düşmemek için babasına sıkı sıkı sarılmış ve soğuktan pembeleşen yanaklarını onun sırtına dayamıştı. Adamın ara sıra yana dönerek söylediği sözler küçük kızı kıkır kıkır güldürüyordu.
Kaldırımdaki kız,bisikletin arkasından bakarken,annesi durumu farkedip:
-Evdekiler yetmiyormuş gibi gözün hala bisikletlerde,diye çıkıştı.Ama eğer beğendiysen,baban onu da aldırır.
Küçük kız yumuşak bir sesle:
-Bisiklete değil kıza bakmıştım,dedi.Babası,o vaziyette bile kendisiyle sohbet ediyor da…
Annesi,küçük kızı hiç duymamış gibiydi.Onun kürklerle çevrili şapkasını düzeltirken:
-Arkadaşların,bu havada bile okula yürüyerek geliyor,dedi.Halbuki baban,işe giderken de olsa birkaç dakikasını ayırıp seni mercedes’iyle getiriyor.
Kızın gözü yine bisikletteydi.Kadın,alaycı bir ifadeyle:
-İstersen baban da seni bisikletle getirsin,diye devam etti.Ne de güzel yakışır,öyle değil mi?
Küçük kız,inci taneleri gibi süzülen gözyaşlarını annesinden saklamaya çalışırken:
-Çok isterdim,diye cevap verdi. Belki de böylelikle, babama sarılırdım.
Gelmesende beklemek var olmaktır
Deniz kıyısında bir kayayım ben. Taştan yapıldığım için sert derler vücuduma… Yorgun başımı gömdüm sularına…
Ve sesin içimdeki cehennemin alevlerine yağan sağanak gibiydi. Kaptırdım varlığına taştan bedenimi…
Lodos ile başladı her şey ve meltem ile bitiyor. Bitince sesin gidiyor kıyılarımdan. Hastayım.
Taştan alnımda bulamayınca ellerini, sabahlarıma ağlıyorum. Doludizgin koşturuyordun kum tanelerinin yanına…
Oysa bana çarptığın anı kelimeleştiriyordum. Ruhuma inecek adımlarının romanını işliyordum. Sen nasıl bir dalgasın?
Kayaları umursamıyor, üstünden aşıp geçmiyorsun!
Oysa seni kucaklayabilmek için heyecanların karaltısını yaşıyorum.
Sükunetin hırçınlığıma ihanet mi? Canıma işlemek istemiyorsun.
Ve mezarıma kapanır gibi, sönen bir ışık gibi baktım gözlerine…
Dalgındın. dalganı taşırmadın.
Yalnız kalan cismim, belki de sert olduğumu söylediklerinden yine tek başınaydı.
Hiç bir şey kıramıyordu, ezemiyordu beni…Kayaydım işte. Bildiğin kayalardan.
Ama farkına varamadığın bir yanım vardı. Bana ulaşmadığın her zaman yaşlarımı yanı başına akıtırdım.
Ben ulaşırdım sana. Varlığım senin varlığının yanında bir
Okyanusları aşıp geldiğin zaman yosun tutan taraflarım ağlıyor ve terimi göz yaşı olarak sana sunuyorum.
Dalgaların uğramıyordu ücra köşelerime…Varolmak beklemektir biliyorum. Akşam yine uyuyamadım.
Dalgın bakışlarını düşündüm. Bir özleyiş ki sorma bana…Anlatamam. bir söz olarak takdis etmek istemiyorum seni.
Yanağıma sularını çalmadığın her gün gurbeti yaşıyorum. Gece uyuyamadım. Yıldızların nazarı değmişti tenine…
Kıskandım onları…Vahaların en muhteşemine rastlanmıştı onlar. Sana ümitle bakmışlardı. Ben ise , kendimi çölde buldum.
Oysa bahçemdin benim. Göz yaşlarımı bile kuruttum, beni baştan aşağı ıslat diye. Her kopuş ayrılığın tehlikesiydi.
Suskundun, ufkum aynana baktığımda genişlemiyordu. Sessizliğini anlayamadım.
İçini nereye taşırıyorsun? Taştan bir yüreğin pasını silmek için , yanlışlıkla yanından bile geçmiyorsun.
Eriyen, dağılan benim. Bin parçaya bölünüyorum. Bedduadan kaçıyorsun sanki.
Onun için ellerin bana uzanacakken kayboluyor. Ölürsem, ölmeyeceksin.
Ölmezsen, ben hiç ölmem. Ki yokluğun öldüren bir yara… Sen nasıl bir dalgasın?
Kayaları, senin için akan ırmakları umursamıyorsun. Hoyrat tavrın varlığımın nefesini kesiyor.
Hastayım. Gönlüme düşen aksin, taştan bedenimde. Lodos bitiyor. Gidiyor sesin, adımların çekiliyor.
Bana çarptığın anı kaleme döküyorum yine. Akşam uyuyamadım. Herkesin kahkahayla güldüğü bir mevsimi evlendirdiler.
Dalgalar ve kaya için daha erkendi. Kaya sana susuzdu. Bütün bunlar sevginin bir başka açıdan anlatılmasıydı.
Sevgilerde dalgalar gibi değil mi? Ya bir şeyler getirirler ya bir şeyler götürürler. Suyun tuzluluğuna yanmıyorum.
Beni bir sarıp, bir bırakmana da yanmıyorum. Getirdiklerin ve götürdüklerine de…
Getirdiğin bir çöp, götürdüğün benim parçam bile olsa…Yandığıma gelince…
Bir sana yanıyorum. Ya her kaya benim gibi olmazsa!.. Gece yine uyuyamadım. Lodos bitti.
Senin için… ( ölmezsen hiç ölmem)
Senin İçin
Senin için her şeyi yaptım ben,
Kendimden vazgeçtim senin için,
Saygınlığımdan, dostlarımdan vazgeçtim.
Senin için hasrete razı oldum,
Ama sen beni anlamadın,
Sen beni kabullenmedin.
Şimdi sana sesleniyorum,
Beni unutan yarim.
Ah bir bilsen neler çektiğimi,
Sensiz günlerimin nasıl geçtiğini,
İnsanın içinden sana olan aşkını sevgisini,
Sana olan kırgınlığını ve öfkesini,
Haykırmak! istesede yapamıyor
Çünkü o seni hala seviyor…
Sana Hasret Yarınlar
Hatırımda kalan son şey sana dair ellerimi bıraktığın yerdeki o kırık, ümitsiz son bakış…Diyemedik bakarken ardımızdan ‘GİTME KAL!!!’…Boşver belki böylesi daha iyi.Sana hep hasret kalmak.Bir ömür boyu keşkelere mahkum kalmak.Daha güzel işte ellere sevda sözcükleri fısıldamak.Ve ellere ellerinin dokunuşunu izlemek…Ürpermek, çocuklar gibi ağlamak.Daha güzel işte SENSİZ KALMAK!!!Bırakıp bırakıp gitmek.Ama ‘GİTME KAL’ diyememek.Nefret dolu sözlerin arkasına onca acıyla süslü bir sevda yüklemek…Hep kolayına kaçtık be sevdiğim.Kolayına kaçarak zor hale getirdik bu sevdayı.Ben aldım düşeni payıma. Şimdi ellerine, kokuna, sana hasret yarınlara hergün YOKLUĞUNLA uyanacağım!!!