‘gerçek aşk’ Yazı Arşivi
Gerçek Aşk!
Kalbimin hiç tanımadığı duyguları yeni yeni hissetmeye başladığı dönemlerdi
Çevremde bir sürü erkek ve kız arkadaşlarım vardı, ama bir gariplik vardı
Mutlu değildim sanki aradığım başka bir şeydi. Her akşam eve gelir odama çekilir ağlardım
Noluyordu bana anlayamıyordum. Bir gün yine arkadaşlarla beraberdim.
Beraber derken nasıl bir beraberlik, onlar bir araya toplanır gülüp eğlenirken
Bense bir kenara çekilip içimdeki fırtınaları dinliyordum her zaman ki gibi
Artık arkadaşlarımda alışmıştı bu duruma, yanıma gelip oturduğunu hiç fark etmemiştim
Taaki çok derinden gelen bir SELAM sesini duyana kadar, selam dedim bende
Neden yalnız oturuyorsun dedi, bilmiyorum dedim, seni kimse anlamıyor,
Hatta kendin bile kendini anlamıyorsun değil mi dedi, Evet dedim..
Bende bu yüzden yanına geldim zaten dedi. Bende aynı durumdayım,
Seni arkadaşlarından ayrı derin düşüncelere dalmış görünce, işte benim gibi biri daha dedim
Ve ilk defa onun yüzüne baktım, o anda kalbim durdu sanki donup kalmıştım
Ne zaman ayrıldık eve nasıl geldim bilmiyorum, o gün sürekli onu düşündüm
Sanki aradığım şey buydu hissedebiliyordum bunu.
O günden sonra her gün buluşmaya başladık, evleri iki mahalle kadar uzaktaydı
Bizim mahallede akrabaları vardı, ilk tanıştığımız gün onlara gelmişler
Böylece aylar geçti, artık ailelerimizde biliyordu
Ya ben onlara gidiyordum yâda onlar bize geliyordu, yani her günümüzü birlikte geçiriyorduk
Ama ikimizin de anlayamadığı bir şey vardı, birbirimizi çok seviyorduk
Görmeden yapamıyorduk, arkadaşlık değildi bu, çünkü diğer arkadaşlarımızı da seviyorduk
Bu çok farklı bir şeydi, kimseye de soramıyorduk, biz bile bilmiyorduk ne olduğu
Bu çok yoğun duyguların etkisiyle bazen mutluluktan bulutlara kadar çıkıyorduk
Bazen de o küçücük kalplerimize sığdıramadığımız ve bir türlü anlamadığımız
Hisler dünyasında sebepsiz yere ağlıyor gözyaşlarımızı bir birimize hediye ediyorduk
Belki size saçma gelecek ama birbirimizi ilk gördüğümüz günü anlatmıştım
Ondan sonraki ilk buluşmamızda biraz konuştuktan sonra bir ara göz göze gelmiştik
Ve daha ne olduğunu anlamadan sebepsiz yere ikimizde ağlamaya başlamıştık
Hem de ne ağlama sanki hiç bitmeyecek gibiydi gözyaşlarımız
İşte o günden sonra bir daha bir birimizin yüzüne uzun süre bakamadık
Hatta çoğu zaman sırtımız birbirimize dönük oturduk, bir gören olsa bize gülerdi herhalde
Belki size saçma gelecek ama birbirimizi ilk gördüğümüz günü anlatmıştım
Ondan sonraki ilk buluşmamızda biraz konuştuktan sonra bir ara göz göze gelmiştik
Ve daha ne olduğunu anlamadan sebepsiz yere ikimizde ağlamaya başlamıştık
Hem de ne ağlama sanki hiç bitmeyecek gibiydi gözyaşlarımız
İşte o günden sonra bir daha bir birimizin yüzüne uzun süre bakamadık
Hatta çoğu zaman sırtımız birbirimize dönük oturduk, bir gören olsa bize gülerdi herhalde
Ama elimizde değildi ki bakamıyorduk işte, ama ne olursa olsun çok mutluyduk
Artık ne güneşin doğuşunun, ne çiçeğin kokusunun, nede kuşlarının aşk şarkılarının farkındaydık
Biz birbirimizde kaybolmuştuk, taki bizim evin zili uzun uzun çalana kadar kapıyı annem açtı
Gelen onun teyzesinin kızıydı, anneme bir şeyler söyledi annemde hemen babamla konuşup
Banada sen evden ayrılma biz hemen geliyoruz diyerek hemen aceleyle çıktılar
Bende hemen arkalarından çıktım, hava kararmıştı beni görmesinler diye onları uzaktan takip ettim
Biraz gittikten sonra bizim biraz evin ilerisinde bir market vardı ordada bir kalabalık gördüm
Oraya gidiyorlardı biraz daha yaklaşınca babam koşmaya başladı, yerde yatan biri vardı
Bende biraz daha yaklaştım babam yerde yatan kişiyi kucağına almıştı birkaç adım daha yaklaştım
Ve kalbime binlerce ok birden saplandı sanki yerde yatan benim meleğimdi oda beni gördü
Eliyle bana gelme diye işaret yaptı ve bana bir şeyler söylemek için azgını açtığında
Azgından kan boşaldığını gördüm,yanına gittim..
O güzel başına babamın kucağından kendi kucağıma aldım, hafifçe gülümsedi
İki hafta doğum gününde o almıştı ve birden başını karanlıkta benim seçemediğim kazanın
Olduğu yere çevirip tüh yaa dedi, ne demek istediğini anlamamıştım
Başını tekrar çevirdiğinde ölmüştü. Ondan sonrasını hatırlamıyorum, gözümü evde açtım
Orada bayılmışım beni doktora götürmüşler sakinleştirici flan yapmışlar
Uzun süre baygın halde yatmışım, kendime gelir gelmez ağlamaya başladım
Kimse müdahale etmedi, doktor ağlarsa müdahale etmeyin demiş
Tekrar kendimden geçene kadar ağlamışım, ondan sonraki günlerde gözyaşım hiç dinmedi
Aradan iki ay flan geçmişti bir gün anneme onlara gitmek istediğimi söyledim
Annem önce kabul etmedi ama yalvarmalarıma dayanamayıp bir şartla kabul etti
Gideriz ama orada ağlayıp annesini üzmeyeceğine söz verirsen dedi
Bende söz verdim ve gittik
Bir süre oturduk ama ben kendimi zor tutuyordum ağlamamak için
Bak oğlum dedi annesi birbirinizi ne kadar çok sevdiğinizi hepimiz biliyoruz
Ne kadar üzüldüğünü de biliyorum ama senden bir ricam var dedi
Kızım son nefesini senin kucağında vermiş bana son anları anlatmanı istiyorum dedi
Şaşırdım, nasıl anlatabilirdim ki anneme baktım boynunu büktü
Bende onu üzmeyecek şekilde anlattım ama bir ara karanlığa bakıp tüh yaa dediğini
Anlamadığımı söyleyince annesi bana sarılıp öyle bir ağlamaya başladı ki
Bende zaten zor tutuyordum kendimi, ikimizde uzun süre ağladık
Biraz sakinleştikten sonra
Artık bu dünyada yaşamam için hiçbir sebebin kalmadığı şeyi anlattı
O gün annesi evlerinde benim çok sevdiği bir yemeği yapmış
Anne demiş Ayhan bu yemeği çok sever. Bizim yiyeceğimiz kadarını ver
Ben Ayhanlara gidip onunla beraber yiyeceğim demiş annesi yalnız göndermemek için
Yakınlarında oturan teyzesinin kızıyla bize göndermiş yolda giderken teyzesinin kızı
Sen biraz bekle bende marketten içecek bir şeyler alıyım demiş
Kaldırımda beklerken bir araba vurup kaçmış, bize yakın oldukları için
Teyzesinin kızı hemen bize haber vermeye gelmiş o akşam
Ve o karanlığa bakıp tüh yaa dedi şeyde, bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına
Üzüldüğü içinmiş. Son anlarını yaşayan birisinin canından daha çok bana getirdiği
Yemeklerin dökülmüş olmasına üzülecek kadar seven bir kalp var mıdır şu lanet dünyada?
Başkasını sevebilir miyim artık? Âşık olabilir miyim başkasına?
Tahammül edebilir miyim artık saçma sapan şeylerin adını aşk koymalarına?
Bizim yaşadıklarımızı bilmesekte gerçek aşktı bunu şimdi biliyorum ama o bilmiyor..
Bir gün birbirimize söz vermiştik hangimiz önce ölürsek diğerimizi cennetin kapısında bekleyecekti
Şimdi bende bilmeden yaşadığımız o tarif edilmez duygunun gerçek aşk olduğunu
O aşkı sonsuza kadar yaşayacağımız cennetin kapısında beni bekleyen meleğime anlatmak için,
Gelmesi için her gün yalvarıp dua ettim beni ona kavuşturacak kişiyi bekliyorum AZRAİLİ
O öldükten sonra
Bu gün hafta sonu aşkımla buluşacağız en güzel elbiselerimi giymeliyim.
Hangi gömleğimi giysem acaba? Yanakları kıpkırmızı gibi olanı mı?
Yoksa gözleri gibi kapkara olanı mı?
Ya da kazanın olduğu gün kanıyla üzerine çiçekler yaptığı gömleği mi?
Ne kazası ne kanı yaa nerden çıktı şimdi offf
Ben en iyisi son buluşmamızda başını omzuma o kokan gömleği giyeyim evet evet bu daha iyi
anne ben çıkıyorum.
onamı?
-tabiî ki anne yaa, her hafta sonu kimle buluşurum ben? İyide neden ağlıyorsun ki?
Şimdi gidip annesinden de izin almalıyım.
Gerçek Aşk Mı?
o zmnlar birine çok kötü aşıktım bilmiorum bnm en yakın dostumun yanına biri geliodu sordum kuzeniymişişte şimdiye kdr hiç göremmiştim kuzenini şaşırdım tabi zmn geçti sık sık gelmeye başladı bnde belki bni görmeye geliodur diodum ama nsl bunu düşünürüm başkasına aşıktım aradan 1-2 hafta geçmişti dostumla okulumusun karşısında oturuoduk kuseni geldi markete fln gittiler kuseniyle top fln oynadı dolaşalım dediler kabule ttim herşey o zmn başladı..bni msn sine eklemiş konuştuk 16 mayısta çıkmaya başladık ama üstü kapalı annemede anlattım ama annem sevmiodu onu bdne anneme yalan söleip buluşuoduma nnem anlamış sevgilim buna karşı duyarlı oluodu ama artık dayanamadı napmalıydım artık bnde sevgilime yalan söledim 4-5 ay çıktık işte eo gün ağustosun 15 inde bıraktı bni .. Bni sevmiyosun dedi bna takamdım gidesen gitt dedim keşke demeseydim konuşuoduk bni seviyodu hala anlamıştım arkadaşının biri bni msn sine eklemiş o hakkımda aşkıma bi sürü yalan söledi tam barışçakken herşeyi mafetti bileğimi kestim zorla olsada hastaneye yetiştirdiler aşkım artık bnden nefret ediodu nsl yaşardım bn 1 ay sonra bna tekrar çıkma teklifi etti kabule ttim 2 gün çıkıp ayrıldı üsüldüm ağladım şimdiye kdr..ama ağlamak onu geri getirmiyodu sonra onu gördüm bi yerde.konuştum ama saçmaladım ondan 2 gün sonra tekrar çıkma teklifi etti kabul ettim çıktım 1 hafta…ama hiç knuşmuodu bnle hap içtim hastaneye kaldırdılar ve sadece salak sni sevmiyom başkasını seviomd edi kafayı yedim aylarca düşündüm hani ayrılmıcaktık hani elimi hiç bırakmıcaktın..sna söledim yalanın cezası çektim ne zmn ödüllendircen bni..hyta bağlanma sebebim onu bnis eviyor umduuydu git gide azaldı bu umut. bni öldürmüyen acı bni güçlendirir dieyerek kendimi kandırdım sevmiomd edim kendi kendime sonra tekrar çıkma teklifi etti tekrar kabul ettim tekraar oyunmuş bna 100 etse hepsini kabul ederim tek bildiğim bu.. ve hala onu seviyorum başkasıyla çıkamıyorum ilerd ene olacak bnis evecekmi hiç bilmiyorum hyt çok acımasızz bunu yasarken bile ağlıyorum ztn aşk gelmiyeceni bile bile beklemek deil midir?
Sonsuz Aşk
İki sevgili sinemadan yeni çıkmış bir lokantaya girip yemek siparişlerinin gelmelerini beklerken sohbete dalmışlardı. O sırada yanlarında ki masaya yaşlı bir beyefendi oturmuştur. Garsondan yemeğini isteyen yaşlı adam, yemeğin gelmesini beklerken camdan dışarı bakıyordur bir yandan da genç sevgillileri süzüyordur. Yemekler gelmiştir her iki masanında ve yemeğe koyulmuşlardır genç sevgililer de yaşlı adam da. Saatler yavaşça geçiyordur genç sevgililer sohbet ederek yemeklerini yiyorlardır. Yaşlı adamsa bir yandan yemeğini yiyor bir yandan dışarı bakıyor bir yandan da genç sevgilileri süzerek onları dinliyordur. Zaman hızla geçerken yaşlı adam genç sevgililerden önce kalkıp gitmiştir. Genç sevgililer yemeklerini bitirmiş hala sohbet ediyorlardır ve gece olmuştur. Yaşlı adam ise sevgililerin buluştuğu kuğular parkına giderek bir banka yavaşça oturur. Hava hafiften esiyor ve adamın narin bedenini az da olsa sarsıyordur. Adam montuna sarılıyordur ara sıra. Yaşlı adam ağaçlardan düşen yaprakları izlerken geçmişe ait hatıralar arasında kaybolmaya başlar. Geçmişe ait ne yaşanmıştı ki!.. Güzel veya kötü binlerce anı arasından hatırlamak istediği neler vardı ya da?!. Ellerini paltosunun cebine sokarak kafasını öne eğdi ve düşünmeye devam etti. Yıllar önce bu parkta tek başına değildi. Canından çok sevdiği sevdalısı ile birlikte defalarca bulunmuştu. Şimdi ise bir gece vakti tek başına ve üstelik soğuk bir rüzgarın eşliğinde anılarını yeniden hatırlıyordu. Masallarda ki bir aşktı yaşadıkları. Güzel bir genç kız ve yakışıklı bir delikanlı. Yüzleri gibi içleri de temiz ve iyi olan bu gençler yakında evleneceklerdi. Planları buydu elbette. Kader de ne olacağı belli değildir. Seçtiğimiz seçimler doğrultusunda hayatı yönlendiririz tıpkı o gün gencin yaptığı gibi. Genç kız gelinliğini diktirmiş ve odasının en güzel yerine asarak devamlı ona bakıyordu. Düğüne bir kaç gün kalmıştı her şey hazırdı. İki genç gene kuğulu parka gelmiş ve mutlu mesut geziyorlar ve düğünden konuşuyorlardı. O gün bir hayatın bitişinin olacağını kim bilebilirdi ki. Delikanlı, kızı evine bırakır ve kendi evine doğru yola koyulur. Genç kız evdeki işlerini bitirdikten sonra günlüğüne o gün olanları yazmaya başlar. Sonra bir duş alıp yatmayı planlar. Banyoda saatlerce durur ve saatler sonra da bir ses çıkmaz kızdan. Sabah olduğunda işin aslı anlaşılır. Delikanlı evine gelir kızın, evde bir koşuşturma vardır. Ambulansın sirenlerini duyar ama ambulans çoktan evden uzaklaşmıştır. Çocuk ne olduğunu anlamaya çalışır. Herkese neler olduğunu sorar bir yandan sevdalısını aramaya koyulur. Hiç bir yerde yoktur sevdalısı sonra birinden kötü haberi alır. Çocuk bir yanda yıkılır yere sonra bu habere dayanamaz ve ayağa kalkıp hastaneye koşar. Görevlilerin müdahalesine rağmen sevdalısını görmeye çalışır ve bunu başarır da. Sevdalısının o canlı halinden artık eser yoktur. Sessizliğe boğulur her yer ve delikanlının gözlerinden yaşlar akmaya başlar. Sevdiğini son kez öper ve onu geride bırakarak evine doğru yola koyulur yıkık bir halde. Sevdalısının naaşının defnedilmesinin üzerinden bir kaç hafta geçmiştir. Çocuk sevdalısına ait eşyalara bakmaya daha yeni yeni alışmaya başlamıştı. Kutuların arasında kızın günlüğünü bulur ve okumaya başlar tek tek. Sevinçleri, hüzünleri, acıları, sevdalısına ait olan her şeyi yaşar günlüğü okurken. Yavaş yavaş son sayfalara geldiğinde kendini kötü hissetmeye başlar. Hele ki son sayfayı okuyunca kendini bir an nefes alamıyormuş gibi hisseder.
Günlükte yazan son sözler:
Düğünüme 3 gün kaldı ve ben mutluluktan uçuyorum. Her şey çok güzel olacak biliyorum. En önemlisi sevdiğimle evleniyorum. Onunla mutlu bir hayatım olacağını biliyorum çünkü onu gerçekten çok seviyorum ve onun da beni sevdiğini biliyorum. Sevmek çok güzel bir duygu. Aşkım Seni Seviyorum!!! Bunu okuyacaksın bir gün biliyorum. Belki benle belki benden gizlice
Ama okurken şunu aklından hiç çıkarma sonsuza kadar seveceğim tek kişi sen olacaksın. Bu dünya da ve bundan sonra da …
Yıllar geçer delikanlı asla evlenmez. Yılların hatırasını bir bir hatırlayan yaşlı adamın üstüne yine yılların hüznü bürünür ve banktan kalkarak evinin yolunu tutar. Öyle ya ne de olsa sevdiği onunla birliktedir sonsuza dek. Sadece bedenlerin olduğu bir dünya değil burası. Gerçek eş ruhların birbirlerini bulabildikleri sevebildikleri aşık olabildikleri bir dünya. Sevdalılar er geç sonsuz bir mutlulukla yine birlikte olurlar. Yeter ki yaşadıkları gerçek aşk olsun.
Ölme Ne Olursun!
Karla kaplı kaldırımda kayıp düşmemek için ağır ağır yürürken birkaç gündür diline doladığı Manga&Göksel Dursun Zaman isimli şarkıyı mırıldanıyordu.. “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu, elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” ve tekrar başa dönüp “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu, elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” ve tekrar başa, tekrar başa.. Metro’dan evine kadar olan o mesafede hep aynı bölümü tekrarladı.. Gözyaşları öyle güçlü bir şekilde dış dünyaya açılma gayreti içerisinde olsalar da odasına kadar sabredebildi.. Odasının ışığını yakmadan koltuğuna oturdu ve sessiz hıçkırıklarla ağladı.. En son 1999 yaz mevsiminde bu kadar yoğun ve güçlüydü yanağından süzülen yaşlar..Bir süre sonra odasının soğukluğuyla kendisine geldi, sigarasını yaktı, bilgisayarını açtı ve yazmaya başladı;
“Yıllarca hep O’nu bekledim, mutlaka gelecekti çünkü O’da beni bekliyordu.. Biliyorduk bir gün bir şekilde karşılaşacaktık ve ilk karşılaştığımızda bulduk diyecektik.. Bu derece emindim ve yıllarca ” acaba O mu? ” diyerek başka ellerde, başka gözlerde, başka dudaklarda onu aradım.. Üniversite yıllarımdı ve bir sonbahar gününde O geldi.. Muhteşem güzelliğiyle, zekasıyla ve adına da çok yakışan göz alıcı ışıltısıyla “Güneş” bir gün geldi.. Öyle derin, öyle sevecen, öyle harikulade bir şekilde geldi ki ve öyle ışık saçıyordu ki gözleri, geçmişimdeki tüm karanlıkları dahi aydınlattı.. Artık sabah doğan akşam batan güneşe ihtiyacım yok diye düşünmeye başlamıştım.. Güneş’im her şeye yetecekti, beni ısıtacak aydınlatacaktı.. Birbirimizi tanımak tanıtmak için hiç uğraşmadık çünkü dediğim gibi biz birbirimizi bekliyorduk, tanıyorduk.. Ve her şey o kadar güzeldi ki birlikteyken, biraz ayrı kalsak o muhteşem dakikaları çok özlüyorduk.. Artık yetmiyordu birkaç saatlik görüşmeler, bunu anlamıştık.. Birlikte uyuyup birlikte uyanmak nedir bunu da yaşamıştık ama bir-iki günle yetinmemiz artık olanaksızdı.. Birlikte yaşlanmalıydık, buna inanmıştık.. Güneş ve ben.. “Birde oğlumuz olsun adını Kurtuluş koyalım” teklifimi öyle tebessümle karşılamış ve o kadar tatlı boynuma sarılmıştı ki o an şu birkaç yıl hemen bitsinde mezun olup sonsuzluğa imza atalım istedim..”
* * *
“1999 baharı her şeyi ile muhteşem bir şekilde Güneş ile birlikte geçti gitti ve sıcaklığı ile bunaltan yaz mevsimi geldi.. O zamanları daha çok Beşiktaş ve Ortaköy’deki sahildeki çay bahçelerinde değerlendirdik. Ve asla vazgeçemediğimiz hafta sonu ada turlarımız, fayton..
İyi hatırlıyorum çok sıcak bir Pazartesi akşamıydı, Beşiktaş sahilde küçücük taburelerin olduğu salaş çay bahçesinde (Şu sıralar Barbaros Hayrettin Paşa iskelesi olarak adı geçen iskelenin yanı) çaylarımızı yudumlarken bir anda Güneş’e bir şeyler olmuştu. Rengi solmuş, durgunlaşmış, ışıltısı yok olmuştu..
- Neyin var Güneş? Bir anda durgunlaştın seni hiç böyle görmemiştim?
- İçime bir sıkıntı saplandı, ilk defa bu denli bir şey oluyor bu yüzden tarif edemiyorum nedenini çözemiyorum..
- Kalkalım mı? Yürüyelim ister misin?
- Hayır, sen burayı çok seviyorsun.. Kalalım ve sadece beni sevdiğini söyle..
- Sen normal değilsin Güneş, öyle ise bende normal olmayacağım..
Ayağa kalktım ve her zaman tamamı dolu olan çay bahçesindeki ve çevresindeki insanlara aldırmadan bağırabildiğim kadar bağırdım “SENİ SEVİYORUM..!” Şok olmuştu. Ellerinden tutup ayağa kaldırdım ve sımsıkı sarıldık. Gülenler de oldu alkışlayanlar da.. Hiç aldırmadan sarıldık ve sonra yüzüne baktığımda parıl parıl parlıyordu Güneşim, kendine gelmişti.. Sonra çay bahçesinden ayrıldık, yolu uzundu, Beşiktaş’tan Avcılar’a gidecekti bu yüzden geç olmadan onu evine uğurladım.. Ben de evime gitmek için otobüste bir cam kenarına oturdum, camda onun o hali beliriyor içim ürperiyordu.. Ne olmuştu acaba? düşüncesi içinde evime ulaştım. Odamda masamın üzerine O’nun yerleştirdiği ve ikimizin yan yana olduğu resim vardı. Alıp uzun uzun O’na baktım.. O’nun o muhteşem tatlılığına daldım ve bir süre sonra telefonum çaldı;
- Ben evime geldim özlediğim.
- İyisin di mi?
- Nasıl iyi olmam ki çay bahçesinde yaptığından sonra. Eve gelene kadar düşündüm ve karar verdim. Sen delisin ve ben bir deliyi seviyorum..
- Deliyim evet aksini hiç iddia etmedim ki.
Sonra birkaç hoş söz ve gülüşmeler eşliğinde telefon görüşmemizi bitirdik. İçim rahatlamıştı ve neşeli şekilde salona geçtim. Neşeli halim televizyona konsantre olmuş ev arkadaşımın da gözünden kaçmamış olacak ki sordu;
- Hayırdır yüzünde güller açmış..
- Güller güneşi severler bilirsin.
- Ha o mesele, bu arada benim yarın doğum günüm bilesin.
- Nasıl yarın?
- Eee 17 Ağustos işte..
- Tamam yapacakların belli. Pasta, kola, mum falan al, akşam sen mumları üflerken resmini çekerim, sonra doğum günün kutlu olsun derim. Nasıl ama?
Salonda bu neşeli sohbet ile saat baya ilerlemişti. Odama gidip yatağıma uzandığımda saat 00:30 civarıydı.Karışık düşünceler içerisinde uykuya daldım. Derken gecenin sessizliğini yırtan telefonumun sesi ile ansızın uyandım, arayan O idi;
- Bilirsin sana kıyamam, bu saatte asla aramam uyandırmam seni ama sesini duymak istedim.
- Güneş, bak bana doğruyu söyle neyin var?
- Yemin ederim bilmiyorum, tek bildiğim uyuyamadığım.Ve bir de sesini duymak zorundaydım.
- Nasıl zorundaydım? Nedir bu? Ne olur söyle? Neyin var Güneş?
- Bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum…
- Bak aklından tüm kötü düşünceleri at ve uykuya dal, yarın bu konuyu mutlaka konuşacağız..
- Tamam hayatım, seni seviyorum, iyi uykular.
- Bende seni seviyorum Güneşim.. iyi uykular.
Aklım iyice karışmıştı, yarın ne olduğunu mutlaka öğrenmeliydim. 15-20 dakika tavana bakarak düşüncelere daldım.. Derken ondan bir mesaj geldi.. “Beni hiç bırakmayacaksın di mi? Hiç bir şey bizi ayırmayacak di mi?” “O nasıl söz Güneş’im, sen bir sabah doğmasan zifiri karanlıkta ben yaşayabilir miyim sanıyorsun? Seninleyim ve bizi ancak ölüm ayırabilir, başka bir neden asla olamaz..”
Mesajı gönderdiğimde O’nun artık rahatça uyuyabileceğini düşünürken o da neydi??? Çok derinden çok garip bir gürültü. Nedir bu?? Yataktan kalkamıyorum.. Nedir bu Allahım!! Neler oluyor? Güneş.. Güneş..
Mesajı gönderdiğimde O’nun artık rahatça uyuyabileceğini düşünürken o da neydi??? Çok derinden çok garip bir gürültü. Nedir bu?? Yataktan kalkamıyorum. Olağandışı bir sarsıntı.. Nedir bu Allah’ım!! Neler oluyor? Güneş.. Güneş.. Deprem..!?!?!?! Nasıl bir şeydir bu, kendimi sokağa atmalıydım.. Yatağımın yanındaki telefonu iradem dışında alarak kapıya doğru yöneldim.. Yürüyemiyordum, her yer sallanıyor durmuyordu.. Apartman boşluğuna ulaştığımda herkeste bir panik, ev arkadaşımın gözlerindeki dehşet, bağrışmalar, çocukların ağlamaları.. Merdivenlerde korku dolu gözler, anında kesilen elektrik, her yer kapkaranlık.. Uzun süren sarsıntı yeni durmuştu ve caddeye fırladığımda herkes oradaydı.. Ailem?? Güneş..?? Güneş’i aramalıydım, ailem uzaktaydı, orada hissetmemişlerdir bile diye düşünerek Güneşi aramalıyım dedim.. Güneş.. Güneş.. Aç telefonu!! Lanet olsun! Güneş aç telefonu! Sonra lanet olası şebeke problemleri.. Güneşe ulaşmalıydım, komşumuz Kemal Abi, arabasını istediğimde o korku-panik halinde hiç düşünmeden “Al ama anahtar yukarıda kaldı” dedi.. İçimdeki o korku öylesine yok olmuştu ki, direk herkesin uzak durduğu apartman boşluğundan Kemal Abinin dairesine ulaştım.. Aşağıya fırladığımda herkesin yüzünde o kapkara korkuyu yeniden gördüm.. Arabaya bindim ve gidebileceğim en kestirme yollardan Avcılar’a doğru yola çıktım.. Ne kadar sürdü bilmiyorum sonunda Güneş’in oturduğu evin sokağına ulaştım. Sokağın başında bir panik.. Arabadan indim ve kalabalığı yararak o sokağa girdim. Sokağın diğer ucuna yakın, açık mavi mozaiklerle kaplı bir binaydı.. Koştum.. Olamazdı, bina yoktu, vardı ama yoktu..Yedi katlı bu bina yıkılmış beton enkazına dönmüştü.. Çıldırmak üzereydim.. Güneş diye haykırıyordum.. Hiçbir yerden O’nun sesi gelmiyordu.. Etraftaki insanların içinde onu aradım.. Yoktu, hayır o enkazın altında olamazdı.. Güneşim orada olamazdı..! Panik içinde bağırmaya devam ettim. Enkaz üzerine doğru çıkarak elime geçen tüm taş parçalarını, kiremitleri sokağa doğru fırlatıyordum.. Bir polis memuru yanıma yaklaşarak “Sabaha doğru kurtarma ekipleri gelecek, onlar gelene dek enkazın üzerinde yapacağınız bilinçsiz hareketler enkaz altında yaşama şansı olanların bu şanslarını azaltabilir..” diyerek koluma girdi ve beni enkazdan 10 metre uzakta bir kaldırım üzerine oturttu.. Hayır Güneş’e bir şey olmuş olamazdı.. Yaşayacaktı, o muhteşem güzelliği ile karşıma oturup gülümseyecekti bana..
* * *
Sabah kurtarma ekipleri geldi, Güneş’i kurtaracaklardı.. Gücümün sonuna dek kurtarma ekiplerine yardım ettim ama olmuyordu.. Yedi katlı binanın ikinci katında yaşıyordu Güneş ve bina olduğu yere çökmüştü.. Kurtarma ekibi olağanca hızıyla çalışıyordu. Saatler ilerledikçe herkes umudunu yavaş yavaş yitiriyordu. Ben ise O’nun beni asla bırakmayacağını biliyordum. Ellerim beton kütlelerini kaldırmaya çalışmaktan parçalanmıştı ama yorgunluk hiç hissetmiyordum.. Sesimin kısılmış olmasına rağmen tüm gücümle bağırmaya çabalıyordum.. Ve bu çabalar içerisinde çok uzun saatler geçti.. Tehlikeli saatler gelmişti ve artık herkes bu saatten sonra yaşaması mucize olacaktır şeklinde mırıldanıyordu.. Ve yaklaşık 40 saat sonra bir hareketlenme oldu enkaz çevresinde. Kurtarma ekipleri elleriyle birbirlerine işaretler yapıyorlar, ben ise ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.. Hemen enkazın üzerine gittim.. Oradaydı..! Güneşim oradaydı..! Sadece saçı ve biraz da sırtı görünüyordu ve üzerinde geçmişte benim olan ve bundan bir ay önce o istediği için ona hediye ettiğim t-shirtüm vardı. Hiç sesi çıkmıyordu, kimseye yanıt vermiyordu. O sıra birkaç makine ile onu çıkartmak için betonları kaldırdılar, beton demirlerini kestiler.. Bu iş 1-2 saat sürdü ve sonunda ekipten birkaç kişi sakince O’nu yukarı doğru çekip bir sedyeye yatırdılar. Güneşim diye haykırarak eğildim O’na doğru. Gözleri kapalıydı, hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu ama hala o ilk gördüğüm günkü parıltısını saçıyordu, hiçbir yara izi yoktu.. Ekipten doktor olduğunu söyleyen adam O’na doğru eğildi.. Ve kısa bir süre sonra adamın yüzü bir anda beton griliğine büründü.. Hayır kötü bir şey söylememeliydi.. Hayır Güneş’im ölmüş olamazdı..
Adam titreyen sesi ile bir elini omzuma koyarak “O’nu kurtaramadık evladım..” dediğinde Güneş’e doğru eğilip sımsıkı sarıldım bir eli kolyesine kenetlenmiş cansız bedenine.. Sonrasını ise hatırlamıyor belki de hatırlamak istemiyordum..”
* * *
Geçen 6,5 senenin birikimini ilk defa yazıya döküyordu adam ve gözyaşlarının ıslattığı yanağı parlıyordu florasan ışığında.. Şarkının şu sözleri ise her şeyi ile O’nu yaşatıyordu odasının her tarafında.. “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu..Elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” “Giderken bıraktığın bütün renkler siyah oldu..” Ve yeniden O’nu son gordüğü anı hatırlıyordu ; Güneş’in cansız bedenine sarıldığında, Güneş’in bir eli kolyesine kenetlenmiş, diğer eli ise sımsıkı cep telefonunu sarmıştı.. Cep telefonunu Güneş’in avucundan çekip aldığında telefonun ekranındaki, Güneş’in o felaket gecesinde sevdiğine cevap olarak yazdığı ama belli ki göndermeye fırsat bulamadığı “Bizi ölüm bile ayırmasın..” cümlesine cevap verircesine “Güneş’im, bizi ancak ölüm ayırır demiştim.. Yanılmışım Güneş’im..! Yanılmışım..! Hala bendesin Güneş’im..” diye bağırarak hıçkırıklarla ağlıyordu.. 17 Ağustos 1999 Saat 03:02′deki büyük depremde doğa, bir bedeni diğer bedene işte bu şekilde taşıyordu..
Bu aşk hikayesi Kurtul KOÇHAN’ın kendi yazısından oluşturulmuştur // 10 Şubat 2006 – Istanbul
Aşk, O’nun uğrunda ölmektir
Bir kız ve bir delikanlı, bir motorsikletin üzerinde çok yüksek bir hızla gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyordu:
Kız: Lütfen yavaşla, ben korkuyorum
Delikanlı: Hayır, bak ne kadar eğlenceli
Kız: Lütfen, lütfen,çok korkuyorum
Delikanlı: Peki, beni sevdiğini söyle
Kız: Seni çok seviyorum, lütfen yavaşla
Delikanlı: Şimdi de bana sıkıca sarıl
* Kız delikanlıya sıkıca sarılır *
Delikanlı: Şapkamı alıp, kendine takar mısın? Başımı çok sıktı.
Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber çıktı: Motorsiklet kazası;
Motorsiklet, fren arızası nedeniyle, bir binaya çarptı. Üzerindeki 2
kişiden sadece biri kurtuldu. Gerçek ise şöyleydi; Yolun yarısında, delikanlı frenlerin bozulduğunu anlamış ama bunu kıza belli etmek istememişti. Bunun yerine, kızdan kendisini sevdiğini
söylemesini istemiş ve kendisine son defa sarılmasını istemişti. Sonra da kendi ölümü pahasına, kızın başlığı takmasını ve
hayatta kalmasını sağlamıştı.