‘acı’ Yazı Arşivi

PostHeaderIcon Aşk Acısı

Aşk bir kalbi calmaya baslar ve sevdirir ama öyle bir güzel cok güzel bir mutlulukki anlatılamaz aşk acısına inanmazdım saçma derdim ama hiç de öyle sacma deyil sacma olan aldatmak sevmemek

aşk acısı yaşadığında kafanda dersin yeter allahım yardım et unuttur dersin olmaz 1 yasına girersin adamın 1 yıllık ömrünü yer adamı sinir eder ağlatır zaten aşkta temel amaç ağlatmak bir aşkım demek
Sevgilisine dağları oynatır ben sevgilimi cok sevdim öyle bir sevdimki olumsuzlukları düsünemedim hep sevdim sevdim ve cıkma teklifi ettim ve düsündü ve bana unut dedi dünyam yıkılmış cansız bir bedenden farkı kalmadı her gün gider gelirdim okulu severdim ama unut beni bir sözü bir bıçak saplamış gibi
Öyle bir yandımki aldandım sinirlendim ondan nefret etmeye calıstım olmadı ona
Kıyamadım dedim içimden unut ama içimde öyle bir şey oluşduki anlayamadım tokat yimiş gibiydi ama tokat yiseydim bu kadar üzülmezdim öyle böyle geçti
Sonra bir gün aramız iyi oldu bir günde ne olup bittiğinden anlamadım ve son ders
Okulda haber yolladı ve kabul ediyorum dedi o kadar mutlu oldumki beklide ve eminim dünyanın en mutlu insanı ben olmuşumdur ama bir 2 hafta önce kabul etmediğinde bugün kabul ettiğinde şüphe duydum ve mutluyum iki duygu bir anda
Yaşadım şüphe kaldırmaya calıstım ama kafamda yer etti e msn sordum söylemedi
Bana dediği cevap şu:bunun hakkında konuşmak istemiyorum dedi. Ama cok süphe bir durumdu neyse kapattım ve sonra aşkım felen bitanem konuştuk o e msn olmadıgı günler konuşamadıgımız zaman okul acılması ve hafta sonu tatili bitmesini istedim okulu cok sevdim onu görmek icin sevmesinden şüphem vardı
Günlerden bir gün okulda bana bakışı bir tuhaf tı ve aklıma gelmeyen kalmadı
Arkadaşıma söyledim sor söyle diye sordugum soru moreli bozuk bana kızdımı diye. Gelen Cevap belkıde bana düşmanım bile vermezdi.hakan umrumda deyil
Dedi kafam attı şok oldum bu kadar kolaymıydı diye hiçbir şey yoktu aklımda
Ondan başka bir şey düşünmedim ve sinirlenip heryeri kırıp gecmek istedim ama
Bu hiçbir şeye fayda olmaz ben dedim her şey bittimi içimden onun ıcın duzelecektim derslerime cevreme karşı daha dikkatli olmaya calısırken senin icin
Bu sözü bu kadar söylemek kolaymı dedim ve şok oldum içimde öyle bir sızı vardıki dünyanın en kral doktoru gelsede anlayamazdı ve e msn girer diye bir şey demek istemedim sabır ettim sanki e msn konusucağımız vakit bana sanki 24 saat gibi geldi ben düşünüyordum kendi kendime o olmasa ben bir daha mutlu olabilecemmi onun kadar sevdiğim kişi bulabilecem mi diye sinirimden Aklımdan
Dedim lan Dedim Duygusallık çöktü ağlamak gibi bir şey sinirden Hayat böyleyse bende böyle olucam dedim serseriye serseri ite it gibi düşmana düşman dosta dost kralına kral gibi davranacam bundan sonra en iyi dostum serserilik haylazlık
Sigara.bira dahaki sevene kadar aşk acısı böyle bir şey ama yaşamayınca buraya
Yazsamda sacma gelir beni sevene de canım feda sevmeyenede

PostHeaderIcon Aşk Kalplerde Saklıdır

Bir masal gibi geçti çocukluğum. Mutlu ve bir o kadar çabuk… Olabildiğince neşeli günler yakaladım o zamanlarda. Çocukluğumu doyasıya yaşadım en güzel oyunlarla. Tatlı ve sevecendi her şey bana göre. Ailem ve arkadaşlarım benim en güzel dünyamdı onlar. Bir gün bir aile daha yerleşti bizim karşı binamıza. Daha da sevinmiştim yeni bir arkadaşım olacak diye. Çünkü duymuştum ki bir çocukları varmış onlarında. Gün oldu o da çıktı dışarıya. Biz oynarken yanımızdan geldi geçti dosdoğru yoluna devam etti. Yüzü gülmüyordu. Oyunumuz bittikten sonra kızlarla sohbete daldık yine. Yeni gelen çocuk hakkında konuştuk çoğunlukta. Her kız değişik bir şeyinden bahsediyor onun. Birisi kumral saçından, diğeri koyu kahve gözlerinden… Ama kimse anlaşılan onunla konuşmamış ki nasıl bir karaktere sahip olduğunu söylemediler bile. Onları dikkatle dinledim ve eve gidince farkettim ki bu çocuğu gerçekten çok merak ediyormuşum. Onunla konuşmak için ne yapmam gerekir diye düşündüm. Neşeli ve bir o kadar sıcakkanlı biri olmama rağmen yine de bir utangaçlık söz konusu oldu bir anda. İlk önceleri buna bir anlam veremedim açıkcası. Bir kaç yıl gerekmiş bunun için…

Henüz daha ortaokul sona gidiyordum. Okul oldukça neşeliydi gerçekten. En tatlı ve en masum anılarımı da orada yaşadım. Bizim mahalleye taşınan o çocukta bizim karşı sınıfımıza gitmeye başladı. İlk önce evimin sonra da sınıfın karşısındaydı artık. Bir yol bulup konuşmak istiyordum. Ama nasıl olacak? Hiç bir fikrim yoktu. Bir kaç gün böyle sorularla geçti günlerim. Sonra ki günlerden bir gün onun sınıfı ve bizim sınıfımız birlikte yarış yapmaya karar vermiş. Yarış ise voleybol ve futboldan oluşan 2 etapta gerçekleşecekti. O gün çok heyecanlanmıştım. O ve ben karşı karşıyayım ama bu defa farkı konuşma ihtimalimin yüksek olmasıydı. Yarış günü geldiğince belirlenen takımlar voleybol sahasına çıktı. Şans bu olmalıydı ki o da voleybol takımındaydı ve bende! Gerçekten mutluydum. Ama düşünmediğim bir şey vardı o karşımdayken nasıl oynayabileceğim. Durup dururken böyle saçma bir soru nerden takılmıştı aklıma hiç bilmiyorum. O sadece bir arkadaş değil miydi benim için. Sadece ulaşmak için utandığım bir arkadaş. Bu kadar mıydı diye düşünmeme fırsat kalmadan oyun bir anda başladı ve bizde koşuşturmaya başladık elbette. Oyun çekişmeli ve bir o kadar güzel geçiyordu. İki takımda eşitti. Ve onunla ikimizde oyunun sonuna kadar takımdan ayrılmadık. Son dakikalar ve şanslar önümüzdeydi. Oyunun ateşine o kadar kaptırmışım ki son vuruşu yaparken onunla yüzyüze geldiğimi son anda farkettim. Bir an için iyi ki son anda farkettim diye düşündüm. Çünkü önceden farketseydim o son sayıyı biz değil onlar kazanacak ve bizim takımda benim yüzümden yenilecekti. Bu düşüncemin sebebi ise ona baktığım anda gerçekten tuhaf bir şey hissetmemden kaynaklanıyordu. Oyundan sonra herkes birbirini tebrik etmişti ve onunla el sıkışırken çok mutlu olduğumu hissettim. O anda beni tebrik ederken gülümsüyordu yüzü ve bu çok güzeldi. Gülümseyişi harikaydı. O gün onunla beraber eve gittik. Yol boyunca o gün ki yarışlardan bahsettik ve bolcana gülüştük. O günün en güzel yanı onun gülümseyişlerini görmekti benim için. Ondan sonraki günler her sabah onunla okula gittim. Onunla beraber giderken okul yolu o kadar çabuk biterdi ki anlam veremezdim buna. Yıllar hızla geçiyordu ve biz çok iyi iki arkadaş olmuştuk. Arkadaş evet hala arkadaş diye isimlendiriyordum bu yakınlığa. Bilmiyordum çünkü içimde gizlenen duyguyu ta ki o güne kadar.

Lise sonu okuyorduk ve oldukça heyecanlıydık çünkü üniversitenin yolları yakındı artık. Günler bu heyecanla geçerken bir gün sınıfa yeni bir öğrenci transfer oldu. Çok güzel genç bir kızdı transfer olan öğrenci. Sınıfta ki bütün erkekler onun peşinde koşmaya başladı. Oysa benim en iyi erkek arkadaşım ona bakmadı bile. Günlerden bir gün bu kız bizim yanımıza geldi ve bizimle konuşmaya başladı. Arkadaşımın yanına oturdu ve birden elindeki kalemi aldı. O anda içimi bir korku sardı. Kalbim acıdı. Anlam veremedim o anda. Sonra biraz daha konuştuktan sonra yanımızdan ayrıldı. O gün eve dönerken kız bizimle vedalaştı ve elimizi sıktı. Onun elini sıkarken yine kendimi kötü hissettim. Önceden bir kız onun elini sıksa veya yanlışlıkla dokunsa alınmazdım. Düşündüm bunu gecelerce… Lise sonun son günleriydi herkesi bir vedalaşma telaşı ve ayrılık hüznü almıştı. Bende üzülüyor bir yandan da seviniyordum. Hem üniversiteli olacaktım hem de… Hem de neydi?

Lise bitmişti sonunda ve biz artık üniversiteli iki gençtik. Aynı okul ama farklı dallarında okuyorduk. Üniversite hayatı normal öğrencilik hayatından daha deli doluydu. Daha geniş bir çevremiz olmuştu. Onun da benim gibi çevresi genişlemiş ve daha az beraber olmaya başlamıştık. Daha sonraları onu daha az görmenin bana daha fazla acı verdiğini anladım. Okula beraber gittiğimiz bir gün, kız arkadaşlarından bir kaçı yanına gelerek onunla konuşmaya başladılar. O an ne kadar gülümsesem de içimde tarifi olmayan bir hüzün vardı. Yıllardır içimde ki bu tuhaf duyguyu anlamaya çalışmıştım. Sonunda farkına varmıştım. Bir kaç yıl kadar geç olsa da… Onu seviyordum ama bir arkadaştan da öte bir sevgili olarak seviyordum. İlk konuştuğumuz da ki duyguların anlamını anlıyordum artık. Lisede ki o kızın ona dokununca neden içimin acıdığını ve onu göremeyince ne kadar üzüldüğümü anlıyordum. Bunu anladıktan sonra onunla daha fazla zaman geçirmek için elimden geleni yapmaya çalıştım.

Sabah, öğlen, akşam hep onunla zamanımı geçirmek için uğraştım. O da bundan keyif alıyordu çünkü ne desem kabul ediyor hatta bana, o çenebaz arkadaşlarından uzak tuttuğu için teşekkür ediyordu. Günler olabildiğinden güzel geçiyordu. Eskisi gibiydik, çocukluk yıllarında ki masum gülüşlerin olduğu anları yaşıyorduk yine. Sadece bir şey farklıydı. İçimdeki gülümsemenin aşk olduğunu sadece ben biliyordum. Bunu ona söylemeye çekindim. Gözlerine bakarken bile utandım vazgeçtim. Defalarca, defalarca ve dafalarca… Sandım ki tek ben seviyordum onu… Çünkü bana bir tek kelime bile etmiyordu aşka dair. Üzüntü kaplıyordu geceleri içimi. Ona aşkımı söylememek bir yana, onun beni sevmediği düşüncesi gerçekten kötü etkiledi. Aşkımı içimde saklamak ve ne olursa olsun daima onun gülen yüzünü görmek istiyordum. Bir kaç yıl daha böyle geçti.

Bir gün tedavisi olmayan bir hastalığa yakalandığını öğrendim. Kendimi bir anda uçurumun kenarındaymış gibi hissettim. Her şeyin bir sonu olduğunu biliyordum ama o daha çok gençti ve bir daha gülümseyişini göremeden ben de bir dünya da yaşayan bir ölü olacaktım ondan sonra. Keşke diyordum o yaşasa ben ölsem. Bir yolu olsa keşke… Yoktu hiç bir yolu yoktu. Tedavisi olmadığı için ve hastalığın artık son haddine geldiği için sayılı günleri kalmıştı. İlk önce okuldan ayrıldı ve ailesiyle zaman geçirmeye başladı. Daha sonraları iyicene eve kapandı. Dermanı yoktu gezmeye. Bense o senemi dondurup zamanımın hepsini onunla geçirmeye başladım. Her gün gülüyorduk. Her gün, her gün…

Günlerden bir gün ve ben ağlıyordum. Yalnız ben değil herkes. Bir tek o değil… Zaten hep onun gülmesini istiyordum. Bir kez bile ağlamasını değil. Yakışmıyordu ona ağlamak yakıştıramıyordum. Onsuzken onun odasına bile girmekte zorlanıyordum. Bir kaç gün geçmişti onun gittiğinden beri. Ve odası aynı kalmıştı. Belli ki annesinin yüreği el vermemişti odasına girmeye. Etrafı sessizce dolandım. Bakındım resimlerimize. Gülen resimlerimize. Tanıştığımızdan sonra ne kadar da çok resim çektirmişiz hiç farketmemişim. Birbirimize hediye ettiğimiz kitaplara daldı gözüm. Tutamadım gene gözyaşlarımı ve ağlamaya başladım. Yatağına doğru gittim ve yastığını aldım sıkıca sarıldım. O kokuyordu… Ne kadar çok seviyormuşum oysa onu. Ne kadar zormuş bu ayrılık.

Yastığının içinde bir hışırtı duydum. Yastığın bezini alarak içine baktım. İçinden bir mektup çıktı. Oysa annesi her iki günde bir değiştirirdi çarşaflarını. Belli ki onu bu iki gün içinde gizlice koymuştu. İçimde bir hüzün ve tuhaf bir merakla aldım mektubu. Üstünde benim adıma olduğu yazılıydı. Daha da bir garip oldum. Ellerim titreyerek açtım zarfı ve yavaşça okumaya çalıştım. Çalıştım çünkü gözyaşlarım gözlerime perde indirmişti adeta. İlk tanıştığımız günden beri olan eğlenceli anıların hepsini yazmıştı. Okurken bir yandan da gülümsüyordum. Anıların o hoş tadı gülümsetiyordu beni. Ortaokul sonra lise ve üniversite hayatında ki en önemli yanlarını yazarak bana anlatmaya çalışmış. Mektubun sonlarına doğru kendimi şaşkınlıktan alamadım. Beni o ilk tanışmamızdan beri sevdiğini ve yıllar boyunca bu sevginin artarak büyüdüğünü söylüyordu. İnanmak istiyordum ama inanamıyordum. Neden bana söylemedi diye içimden geçiriyordum o anda. Mektuba devam edince anladım neden olduğunu… Bu hastalığın çocukluktan beri olduğunu ve yaşamının sonuna kadar da sadece bir umutla devam edeceğini yazmıştı. Bir umut sadece… Tedavisi yoktu ve hayat devam ediyordu. Gün gelince sağlığı ona nerede dur diyorsa orada hayatı bitecekti. Ve bu yüzden bana asla sevdiğini söylemediğini de yazmıştı. Bundan dolayı nasıl acı çektiğini de satırlarında şöyle belirtmişti:

“Üniversite hayatımın en güzel günlerini seninle geçirmek istiyordum ama hastalığın son zamanları olduğunu öğrendim ve senden uzaklaşmaya çalıştım. Ben uzaklaşsam da sen benden uzaklaşamıyordun. Beni sevdiğini biliyordum ama yapamazdım… Ölüyordum günden güne… Anladım senden uzakta olamayacağımı ve her günü seninle geçirdim. İnsan ölümün kıyısında yalnız sevdiğiyle olunca umut ediyormuş hayat adına. Umudum sendin, yalnız benim için umut denen şey geçerliliğini yitirmişti. Ölüyorum sevdiğim… Bir kez olsun gözlerine bakıp Seni Seviyorum diyemeden… Benden sonra da o güzel gülümseyişini eksik etme. Seni Seviyorum ve sonsuza dek seveceğim.”

Son mısralar da artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Sonra zarfın içinde bir de resim olduğunu farkettim. Benim gülümseyen bir resmimi koymuştu zarfın içine. Resmin arkasında ise Seni Seviyorum yazılıydı.

Onunla en güzel gülümseyişleri görüp en unutulmaz anıları yaşamışız. Yıllarca aşkı kalplerde yaşayıp gözlerde okumuşuz. Birbirimize sevgi sözcüklerini söyleyemeden ise ayrılığa düşmüşüz. Bunların en acısı ise o olmadan bu dünyada yaşamakmış.

PostHeaderIcon Hayat ve Acı

hayatın kendisi acı çekmek sanırım yaşamak zorundaysan eğer acılarıda kabul ediceksin yaşamak istiyorsan eğer acılarla mücadele edip ayakta durmayı bileceksin söylenildiği kadar kolay olmuycak tabi ama alışıcaksın yavaş yavaş için yana yana kabul ediceksin acıları acılar acılar insanları olgunlaştırırmış derler nekadar doğru her acı bir tecrübe insana acı çektikçe acılarala yoğruldukça çok yol alıyor insan belkide doğanınn kanunu bu acı çekmeden büyüyemiyor insan herkesin yüreği farklı acılarla yanıyor heleki bu hayal kırıklığıyla sonuçlanan bir aşk acısıysa işte ozaman ömründen ömür gidiyor içinden kimsenin duymadığı çığlıklar atıyorsun herşeye isyan ediyorsun ama görüyorsun ki güçlü olmaktan başka çaren yok seni senden iyi kimse anlayamaz iş başa düşüyor yüreğindeki acıyla kırtılan kalbini onarmaya çalşıyorsun bu çok kolay olmuyor senden birsürü şey alıp götürüyor belkide geri gelmiycek olan birsürü şey başta güven olmak üzere hayata olan güvencini yitiriyorsun herzaman temkinli davranıp herkese herseye soru işaretiyle yaklaşıyorsun hiçbirşeyi hesapsızca korkusuzca doya doya yaşayamıyorsun yşadığın o acı hep yüreğinin biryerinde durup arasıra ben burdayım diyor yaşanılanların silinmesi izlerinin yok olması mümkün olmuyor hayattta en güzel en mutlu anında bile yaşadığın o acı dolu günler aklına gelince yüzündeki o gülücüğü alıp gidiyor her nekadar kendini toparlamaya çalışsanda yaşanılanların acısı hiç silinmiyor önmeli olan yaşadıklarını kabullenip aklına geldiğinde yüreğindeki o acıdan bile zevk alabilmek ben bunları yaşadım deyip yaşadıklarım benim yanıma kar en büyük acı en büyük tecrübedir demek hayat acılarla özlemlerle sevgilerle güzel ne acı hayatı yalnız bırakır nede hayat acıyı o yüzden ne hayattan kaçmalı nede acıdan ayakta durup hayatada acıyda meydan okumalı herşeyden önce ben demeliyiz hayatta hiçbirşey insanın kendisinden değerli değildir herşeye açık olmalı insan hayattta ama hep ben diyerek ne olursa olsun ilk önce ben diyerek kendini önemseyerek .

PostHeaderIcon Karşı


Karşı Bilindik tanıdık bir ses
Uzaklarda ama işitebiliyorum
Kara kalemle yazılan bir name
Eski kağıdın üzerine dökülen gözyaşları
Mürekkebin içine kalemi soktuğundaki ses
Hıçkırıklara boğularak yazılan elveda
Karşıdan gelen bir ses
Uzaklardan
Ama biliyorum,duyuyorum
Zorluyor kendini
Yazmak istemiyor
Ama yazmalı
Yazmalı herşeyi
Bu bir elveda
Bildik tanıdık sevgiliye ya da hayata
Karşı yazılacak
Bir veda mektubu
Gözyaşları ıslatıyor heryeri
Kelimeler yetecek görünmüyor
Gözyaşları yardım ediyor anlatmasına
Son cümleleri toparlamaya çalışıyor
Acı çekmediğini belirtmek istiyor
Yalan olsa bile
Acı çekiyor ama kendi içinde
Kimse bilmemeli zayıf olduğunu
Hayata yenik düştüğünü duymamalı
Onu herkes eskisi gibi
Cesur,dayanıklı ve güçlü bilmeli
Şimdi ağlayıp,sızlayan biri olduğunu değil
Gözyaşları tükendi sonunda
Bunu biliyorum çünkü hissedebiliyorum
Mektubun sonuna geldi
Son sözü tahmin etmek kolay
Son sözler hep aynıdır çünkü
Öteden beri gelen aynı acıdır çünkü
Aynı vedadır
Aynı özlem,aynı haykırıştır elbet
Son söz
Seni ya da sizi
Seviyorumdur


ELVEDA

PostHeaderIcon Küçük Saf Kız

Acının ne olduğunu bilir misin?
Günün bilmediğin saatlerinde
Midene kramplar girip doğruca lavaboya gidip
Dakikalarca kusmak nedir bilir misin?
Boş mideden ne çıkacağını düşünmek ister misin?
Hiçbir şey…
Sadece acı, hüzün ve biraz da olsa kırılganlık
Günlerce günde tek öğün yiyerek yaşamayı bilir misin?
Yemenin bile anlamsız olduğu günleri, anları,
Artık öyle ki yemeğin bile zevkinin kaçtığını
Belli belirsiz aklına yaşananlar gelip
Gözyaşlarına boğulmak nedir sence?
Gözyaşlarını tutamayıp hıçkırıklara esir olmak ya da…
Olmayacak şeylerin bir gün gelip de olduğunu
Ve ihanete uğramış gibi bir hisse kapıldığını hissettin mi hiç?
Kalbinin parçalanarak tutulamayacak zerreler olduğunu ya da…
Gözlerinin gözyaşlarından artık kırmızı olarak kaldığını hayal ettin mi?
Ya günlerce uykusuz kalmak nasıldır sence?
Günün sadece 3-4 saati uyku uyuyabildiğin
Yorulduğunu hissettiğinde müzik eşliğinde uyumaya çalıştığın
Ama asla yapamadığın oldu mu…
Aynı müziği defalarca dinleyip ağladığın peki?
Şarkının sözleri sanki senin için yazılmış olduğunu anladığın vakit ya da…
Hayalleri bırakıp gerçeğe döndüğün ama asla istemediğin biçimde olduğu zaman
Ne hissederdin?
Yapman gereken şeyleri yapamadığını,
Devamlı aklın karışık biçimde yaşananlara takıldığını
Bir türlü de bunları düşünmekten vazgeçemediğini bir düşün istersen?
Dostlarına yaşadığın duyguları aktaramadığını,
Gecelerce ağladığını, uyku uyuyamadığını, yemek yiyemediğini
Morallerin en dibinde gezindiğini söyleyememeyi düşünebilir misin?
Bunların hepsini ben yaşıyorum şimdi,
Söylemek gerekirse acı çekerek büyüyorsun hayatta,
Oysa ben küçük saf kız olarak kalmayı ne çok isterdim…

Ara