‘Diğerleri’ Kategori Arşivi

PostHeaderIcon Oyuncak Bir Bebek

Geçen gün bir iş için dışarı çıkmıştım. Yağmurluydu hava göz gözü görmüyorlar derler ya işte öyle sağanak halinde. Alelacele yürüyordum ben de. Etrafıma bakmaya bile zamanım yok sanarak. Biraz gittikten sonra ayağım bir şeye çarptı. Çaptığım şeye baktım eğildim elime aldım, oyuncak bir bebekti. Kim bilir hangi çocuğun elinden düşmüş olan onlarca bebekten sadece biriydi belki de. Ama hoşuma gitmişti bir an için. Aldım sonra işimi hallettikten sonra eve geldim ve yerde pislenmiş olan bebeği temizledim bir güzel. O kadar şeker bir şeydi ki anlatamam. Ona bakarken çocukluğum aklıma geldi. Doyasıya yaşayamadım çocukluğum. Elbette herkesin imkanı olmuyordur çocukluğunu yaşamaya bir şekilde. Ben de yaşadım çocukluğumu ama istediğim kadar değil. Sanki bir an gibi o kadar kısaydı ki. Ne hatıralarım var mazide ne de bir kaç eski fotoğraf. Oyuncak bebeklerimi hatırlamak isterim, ama hatırlayamam. Ya ben çok büyüdüm diyeceğim, ama mesele o değil. Bebeklerim çöpe atıldı, yakıldı… Hepsi kayıp gitti ellerimden istemeden. Oysa şimdi peluş oyuncaklarla dolu kitaplığımın üstü. Hepsi benim için anlamlı hepsi benim için önemli. Hepsi bana ait ve benimle yaşıyor. Çocukken oyuncak bebeklerimle doyasıya paylaşamadığım sevgimi şimdi peluşlarımla paylaşıyorum. Onlarla hayata devam ediyorum. Bulduğum bu bebeği düşüren çocuk ne çok üzülmüştür şimdi. Ne çok seviyordur kimbilir bu bebeği. Büyüyünce unutacaktır elbette. Şimdi ise dünyası yıkılacaktır üzerine. Yeni sevgiler gelecektir bu bebeğin üzerine istemeden de olsa yaşayacak ve benimseyecektir zamanla. Yaşayacaktır elbette ama hiçbiri bu bebeğe verdiği sevgi gibi aynı olmayacaktır. Bunu da zamanla anlıyorum şimdi…

PostHeaderIcon Hastane Koridorları (Tutku)

Kaç kuşaktan kalma bilmem taş örgülü bu yapı,
Arı kovanından işlek yüz okkalık dış kapı,
Buyrukta bir hurdalık Hızır denilse de adı,
Kırık, dökük molası da yok bu halde nöbette,
Nicesine umut belki tabutta o hizmette.

Şehri alt üst eder cav cavı ne anki ötmekte,
Gitti mi gelmekte bilmez ondan çoğu ahrette,
Molasız bu gardan çaldığı can da çok mühlette,
Çekilin yoldan açılın yol verin denen bu ses,
Her seferi malûm acı bir hal yahut son nefes.

Bazı hasta gümrah huzurlu yüzleri güleçli,
Üç beş baş bir gözde havası dar ve rutubetli,
Bu holdedir kimi dar odada kimi ücretli,
Uyana uymaza da hep aynı sınanır ilaç,
Olandan olmayana da dert ki bir kurt kadar aç.

Bir hal ki zayıfı yatakta dirisi nöbette,
Havasız ışıksız bu dam da git gel tek nefeste,
Bir kargaşa doğar anlık birisiyse göçmekte,
Koğuş ki dam daracık git üç adım gel üç metre,
Dış hol ki en cılız adam ilişir her git gel de.

Ani gidenler bilirim panik hal ve korkulu,
Anadan üryan halinde ölüm hale vurgulu,
Tabiplerin ilminden çoğunu gördüm umutlu,
Girişe yasak kapısından hastanınsa yolu,
Başları önde bekleyenin gözleriyse dolu.

Her yüzde telaş bozuk bir musluk hali ağlar göz,
Kiminde yara kiminde dert sır tarife yok söz,
Geldi ha gelecek diye ecel ya tanış bir yüz,
Kan revan içinde kimi kimi dosttan umutsuz,
Hoş umut ki uyku tadında bir çoğu uykusuz.

Gidenler bilirim umuda ya ahrete yolu,
Ardından Allah a açık eller gözlerse dolu,
Koridorlar mesken bekleyene ya volta yolu,
En son ki lafın aslında yok tarife tuttuğu,
Çoğu sefer bellidir vaktin nedenli dolduğu.

Kapılar ardından gelir tabip hali galeyan,
Kim halde bilirim sert mert yürekleri kayadan,
Bilinçsiz bir el kaymasıyla masadaysa kalan,
Tabipler bilirim başı dik içten boynu bükük,
Acı tatlı haberler bilirim hoşnut kah buruk.

Hüzünle sevinç bir arada bu holle barışık,
Umut kapısı olası her habere alışık,
Kaybedenleri gördüm lafı isyanla karışık,
Kalanda dua ya ebedi ilaca alışık,
Her an son durak mı ne hastane koridorları.

PostHeaderIcon Eşref Saati

Hey sen sosyete güzeli
Sana sesleniyorum
Bıktın mı allı pullu takılardan
Dilediğini yiyip içmekten
Eksik olan ne buldun da bende
Benim neyi mi sevdin anlamıyorum
Neden anlamıyorsun
ANLAMIYORUM
Bak kızım!
Kaç defa söyledim sana
Param yok pulum yok açım aç
Neden anlamıyorsun
Üç kuruşluk neyimi sevdin
ANLAMIYORUM
Sen hem!
Benle kaşık atamasın sudan çorbaya
Gün olur
Kuru soğanla bayat bir ekmeğe
Diş geçiremezsin
Geçiremesin
Emin ol abartmıyorum
Alınma hiç
Bana surat yapma hiç
Gözlerini dik dik dayama öyle
Alışmışımdır
Bak gel sen beni dinle
Çek git dön evine
Bak bir halime
Bak bir haline
Beni nasıl yakıştırdın kendine
ANLAMIYORUM
Bak gel sen beni dinle
Çek git dön evine
Hem sen alışmışsındır bolluğa
Bir yavan ekmeği bölemezsin benle
Allı pullu vitrinlere takılır gözün
Bakamazsın göz ucu boynu bükük
Hadi git beni halime bırak
Görmüyor musun?
Konuşacak mecalim yok
Kirlenecek yüreğim yok
Güvenecek bir tarafım yok
Art arası iki mısralık adamım işte
Hadi git dön evine
Görmüyor musun?
Zati eşref saatini bekliyorum

PostHeaderIcon Bıçak Yarası

ah gülsüm
sana değen gözler dökülsün

ay gizemini yitirdi
göğün yüzü karardı
bak elinde bir avuç bulutcuk

derin bir geceden iniyor damlacıklar
yanaklarındaki gamze mi
krater mi
silme gülsüm silme
kızılcık dökme mendiline

göçleri kaldırdı yatağından kimsesizliğe
bu şehrin gözleri kuzguni
kaşlarının arası
acı kışlası

ah gülsüm
bu şehirde öyküler durup durup hep aynı yerden başlar
bu şehirde bulutların içinde göçler yağar
her adım da yangın
her adımda ölenler var

gözlerin gülsüm gözlerin
gözlerin dicle olsa ne yazar
yangına dönmeye görsün umut
okyanuslar yanar

ne desem boş gülsüm-ne desem boş
uçtu gitti adresler
bak etle tırnak arası
bıçak yarası

ne dost buldun yanında ne de kardeş
kalleş kanatların rüzgarında
çaktı kıvılcım
başladı ateş

yalnızlık dermansız bir derttir sırçanın tarihinde
bu şehir umudun sefaleti
bu şehir külün bekareti

ağlama
sen ağladıkça kanıyor göğsüm
sus
gülsüm sus

Müsade Özdemir

PostHeaderIcon Ölüler Gömülmeli


sen kerpiç duvarlarla çevrili dar odalarda
alçak pencereli toprak damlarda büyüdün
sen ırmak ve göl kıyılarıyla kol-kola
sümbüllerin mavisine batmış çayırlarda yürüdün

sen ne vakit çürüdün

ah ciğerim
nereden alıştın böyle başını soğuk taşlara koymaya
sen nereden tanıştın bu kara kışla

kaç asırlıktır aktarılan bu dam
ve altında yudum yudum içtiğin gam
kaç asırlık
tufanların kıyımında kırık bir dal gibi duruyorsun
zaman hangi gülüşte, hangi düşte aldı gitti seni
uzaklara bak
tarihi olmayan mezar taşlarına
bak esnemeyen toprağa

geziniyor üstünde sonbaharın elleri

ah ciğerim, durma öyle boynu bükük şakayık gibi
saflığındandır dilindeki bu yara
kendi yerine koyduğundandır
kim hilesiz -kim çıplak
herkes kendi kuytusunda bir başkadır

sallanıp durma sanrının sarkacında
açılır küflü sandık
açılır küflü sandık çıkar yedi başlı ejderha
üstünde sığırcık sürüsüdür alaz
tutunma kanadına

çivisi çıkmış insanlığın sarkıyor kara yüzlü duvarlarda
dokunma
dokunma bir hayat varmışçasına
yokla saçlarının dibinden geçen korkuları

çatlar toprak, susarken zaman çatlar toprak
dökülür yüreğinin en ücra köşeleri
susar, susar da yanıtsızlaşır
ve salt acı
gittikçe koyulaşır

sen böyle ağladıkça ve dudakların kanadıkça sınırsız
yaralılar gibi
can verirken kanayan yaralardan yaşamın akıp gittiği
yüzün silme tabut, silme kefen, silme buz
göstermez hayatı hiçbir ayna
aynalar tuzbuz

yalancıların-aşksızların ve arsızların kımıldadığı şu boş dünyada
inancın ve güvencin bozkırında esrik bir hava
dolar çatıların kiremitlerin altına
düşmez saçlarına gün ışığı

binlerce kelebek havalanırken aklında
kara bir nara
asılı kalır yürek duvarına
gör bak hayat nasıl da birden bire boşalır

tetiği düştüğünde sessizliğin
hangi merhem akar gözlerine
soğuk tenine hangi
ölüler gömülmeli ah ciğerim
bütün dertleriyle eriyip toprağın derinine
ölüler gömülmeli

Müsade Özdemir